DNA

 

Wiki’den alınan basit tanıma göre milliyetçilik Latince kökenli olan “nation”, kök anlamı itibarıyla “aynı atadan gelenler topluluğu” demektir. Aslında tanımlarda birçok farklı milliyetçilik kavramından bahsedilmekte. Ama ben bugün hep rahatsız olduğum bir kavramı, kendi üzerimden paylaşmak istiyorum; “etnik milliyetçilik” diğer adıyla “mikro milliyetçilik”. Dünyada ve ülkemizde bunun pek çok örneğini görüyoruz. Burada çok fazla kitap bilgisi vermek istemiyorum. Bilgi oldukça ulaşılabilir artık, isteyen herkes Google da bir-iki arama ile milyonlarca veriye ulaşabilir. Bununla ilgili YÖK’ün ulusal tez veri tabanından birçok Türkçe hazırlanmış tez örnekleri bulabilirsiniz. Gerçekten oldukça yüksek kalitede yayınlar mevcut.

Ben kendi hislerimden bahsetmek istiyorum. Bu konu üzerine son zamanlarda biraz daha kafa yormaya başladım. Ya bende bir şeyler eksikti ya da etrafımdaki bir çok insanda bir şeyler aşırıydı. Hayatımın hiç bir döneminde bu tür yoğun hisler yaşamadım. Önce neden yaşamadığımı düşünmeye ve araştırmaya başladım. Sonuç olarak bunun beşeri bir sonuç olmadığını, yani içgüdüsel olmadığını, bunun bir öğreti olduğunu anladım. Yani bir çocuk doğup, büyüyüp yetişirken içgüdüsel olarak “ben ne kadar asil bir kan taşıyorum, ben nasıl mükemmel DNA’ya sahibim, en mükemmel ırk benimki” demiyor. Bu bir öğreti, hayatımızdaki birçok şey gibi. Yani bebeklikten itibaren ailesel, çevresel, eğitim çerçevesinde, sosyal hayatta sürekli “senin ırkın üstün ve mükemmel ırk” mesajını alırsan bir süre sonra sende öyle düşünmeye başlıyorsun. Ben üstünüm ve benden olmayan herkes benim hakkettiklerimi hakketmiyor. O kadar tehlikeli bir mesaj ki bu, felaketler doğurabilir ki tarihte defalarca kez doğurduğunu da görüyoruz.

Ben bunun bana öğretilmediği bir aileden geliyorum, kendimi şanslı hissediyorum ve aileme minnet duyuyorum. Dolayısıyla oldukça çeşitli bir arkadaş skalasına sahibim ve renkleriyle hepsini seviyorum. Diniyle, dinsizliğiyle, diliyle, kültürüyle, rengiyle, seçimleriyle…

Ben Çukurova’nın küçük bir yerleşkesinde doğdum, büyüdüm. Bildiğim ve soruşturduğum kadarıyla hem anne tarafım hem baba tarafım nesillerdir oradalar. Yani bilinen verilere göre Türk ve Sünniyiz. Bunun benim için ne ifade ettiğine gelirsek, kocaman bir boşluk. Hiçbir önemi olmayan, konuşulmasının gerekliliği olmayan bir veri.

Baktım ki bilim ilerledi, dünyada çok güzel çalışmalar yapılıyor, hadi dedim dahil olayım ve görelim bakalım sonuçları. Benim araştırdığım kadarıyla şu anda DNA analizi yapan iki önemli merkez var. Birisi hepimizin tanıdığı National Geographic, diğeri de Ancestry. Benim anladığım kadarıyla National Geographic daha genel veriler veriyor. Yani sonuçlar daha kıtasal ve kökensel. Ancestry ise daha yakın tarih verileri veriyor, hem de daha ucuz. Online olarak iletişime geçiyorsunuz, kayıt yaptırıp kit talep ediyorsunuz ve ödemeyi online yapıyorsunuz. Kit size kargolanıyor. Elinize ulaşınca içindeki tüpe tükürüğünüzü biriktirmeniz lazım. Bazı kuralları var; şu kadar saattir yemek yememe, su içmeme, sigara içmeme, diş fırçalamama gibi. Üzerinde hepsi anlatılıyor. Tüpü koruyucu sıvı ile kapatıp yolluyorsunuz ve yaklaşık 6-8 hafta sonra sonuçlar mail adresinize geliyor. İşte heyecanlı sonuçlarım:

 

 

Eee ne yapacağım ben şimdi?

Hani Yunanlılar düşmandı, ben Yunan kanı mı taşıyorum? Kafkas kanı da varmış, Kafkasya’da Rus ırkı da baskın. Yıllardır kanımızın ısınmadığı Ruslar mı? Biraz da Ortadoğu diyor, Arap mıyım yani? Azıcık da Avrupa Yahudi’si çıktı, hani şu hakaret ederken kullandığımız “Yahudi misin sen!” deki Yahudi mi? Ama Türk yazmıyor, ne halt edeceğim şimdi?

Kafatasçı, kancı arkadaşlarım, siz de denemek ister misiniz? Bakalım neler çıkacak? Belki o “en iyi Kürt ölü Kürt’tür” deki “Kürt” çıkarsınız ya da “Ermeni dölü”ndeki “Ermeni”. Belki de “Yezid’in soyu”ndaki “Yezidi”? Gerçekten ne çıktığınızın bir önemi var mı? Bunu benim aklım anlamlandıramıyor. Ve bunun üzerinden üretilen her türlü argümanı da! Taşıdığınız DNA ile övünüyorsanız, ki bence ne olduğunu dahi bilmiyorsunuz, bu demektir ki övünecek başka hiçbir haltınız yok! Ne yazık…

İlkokul yıllarımda özgürlükle ilgili bize öğretilen bir tanım hatırlıyorum: “Özgürlüğün, başkasının özgürlüğünü tehdit ettiği yerde biter” gibi bir şeylerdi. Keşke bunu da çok iyi özümseseydik. Keşke doğadaki hiçbir ama hiçbir “canlıdan” (demiyorum ki ırktan ya da insandan) üstün olmadığımızı da öğretselerdi bize. Keşke sadece bazılarından daha şanslı olduğumuzu bilseydik. Bu dünyaya herhangi saçma bir amaç için geldiğimizi düşünüp kendimizi rahatlatmak yerine, dünyada kaldığımız 70-80 yılda doğayla ve canlılarla daha saygılı ilişkiler kurabilseydik. Kimsenin teninden, dilinden, dininden, mezhebinden, göz renginden ya da saç renginden dolayı bir diğerinden üstün olmadığını öğrenseydik. En az bizim kadar başkalarının da bu dünyada insanca yaşamaya, eğitim ve sağlık, güven ve huzur içinde, eşit ve özgürce yaşam hakkı olduğunu anlayabilseydik. Sadece kendimizi yargılayabileceğimizi bilseydik. Kimsenin yaşam tercihi hakkında müdahale hakkımızın olmadığını öğrenseydik.

Umuyorum ki bizden sonraki nesillerde dünya herkes için daha yaşanılabilir hale gelir… Güzel insan Turgut Uyar’la veda ediyorum sizlerle:

“Keşke bir şiir okumuş, bir kedi sevmiş olsaydınız…

Belki bu kadar kirletmezdiniz birbirinizi…”

5 Comments

  1. Sevinç

    26 Ağustos 2017 at 15:14

    👏🏻🖤

  2. Ayşegül

    26 Ağustos 2017 at 16:54

    👏👏😘

  3. porsuk

    27 Ağustos 2017 at 00:29

    başarılı 😉

  4. Sedef

    3 Ekim 2017 at 14:52

    Tespitler mükemmel. Dostum benim.

  5. Orkun ÇÖKELEZ

    27 Ağustos 2018 at 11:26

    Kesinlikle. 👋👋👍

Leave a Reply

Lütfen "Almanya'ya nasıl gelebilirim?" gibi yardımcı olamayacağım genel sorular veya
denklik, vize, ev bulma gibi zaten bahsettiğim konularda soru sormadan önce diğer yazıları kontrol ediniz.
Yardımcı olmaya çalışıyorum ancak cevabını 2 dakikanızı ayırarak bulabileceğiniz sorulara yanıt veremeyebilirim.