Almanya’nın öğrettikleri

Herkese merhabalar, zannediyorum son yapılan genel seçimlerden dolayı blogun aldığı talep gözle görülür şekilde arttı. Bir çok soru ve mail gelmekte, ben de elimden geldiğince buradaki hayatı betimlemeye çalışıyorum.

Bu yazıda ise Türkiye’de doğmuş, büyümüş, okumuş, çalışmış bir kadın olarak yeni geldiğim bir ülkede, Almanya’da, yeni ya da yeniden öğrendiğim şeylerden bahsedeceğim.

Öncelikle, tanımadığım insanlara “Günaydın, merhaba!” demeyi öğrendim yeniden 🙂 Ne demek şimdi bu diyorsunuz belki de, sizi bilmem ama ben 11 senedir Ankara’da “Merhaba” demeyi unutmuştum. Bırakın tanımadığımı, kapı komşum bile selam vermiyordu. Yıllar içinde ben de öyle oldum belki kim bilir. Koşturan, birbirinin yüzüne bakmayan ve asık suratlı bir sürü gri insancıklar. İşte burada yeniden “Merhaba”yı öğrendim. Her gün tanımadığım insanlarla sokakta, bahçede, parkta, markette gülümseyerek selamlaşıyoruz. Bir de, özür dilemeyi ve teşekkür etmeyi öğrendim. Yolda yürürken yol verdiğim bisikletliden teşekkür duymayı, hafifçe koluma dokunan gencin hemen özür dilemesini, apartman kapısını (geldiğimi görmediği için yanlışlıkla) kapatan komşunun defalarca kez af dilemesini öğrendim. Nezaketin ve güler yüzün, basitçe bir “teşekkür”ün bir insanın modunu nasıl iyileştirdiğini öğrendim.

Sonra, yavaş yaşamayı öğrendim; acele etmeden, doğayı, sokakları, havayı, suyu… Koşturmadan saygıyla yaşamayı. Korna sesi olmadan yaşamayı, başkalarını rahatsız etmemek üzerine kurulu düzeni, bağırmadan konuşmayı, yüksek sesle telefonda konuşulmaması gerektiğini, toplu yaşanan yerlerde (hatta kendi evinde bile) hep saygılı olmayı. Eğer evde arkadaşlarını toplayacaksan, bağıra çağıra eğleneceksen kapıya önceden not asıp özür dilemeyi, altına numaranı yazıp “Rahatsız olursanız lütfen arayın” demeyi öğrendim.

Zaten çöpü çöpe atardım da hep, ayrıştırmayı burada öğrendim. Aldığım ürünlerin üzerinde geri dönüşüm sembolü aramayı, doğayı düşünmeyi, yarını, çocuklarımızı, iklimi düşünmeyi burda öğrendim.

Az tüketmeyi öğrendim mesela. Biliyor musunuz her eşyamız yarım burada 🙂 Buzdolabı, çamaşır makinası, bulaşık makinası, tamamı yarım. Bilmiyorum hiç hayatınızda gördünüz mü? Ben ilk defa burda tanıştım. “Bu ne ya?! Nasıl yetecek bunlar!” derken aslında ne kadar da görgüsüz, aç gözlü, tüketim delisi olduğumuzu, bunların gayet de yeterli olduğunu, az tüketmenin verdiği hazzı, gururu burada öğrendim. Marketten aldığın herşeyi sonuna kadar kullanmayı, çöpe bir şey atmamayı, “israf”dan kaçınmayı, müslüman ülkemde değil, ne yazık ki Almanya’da öğrendim.

Küçük evde yaşamayı öğrendim. “Aaaa, yeni gelin evi öyle mi olurmuş? 120 metrekareden aşağı istemem! Salon takımı yok muymuş? Ayyy, konsol almamışlar mı? Bizim ev 4+1!” Yazık… Çok yazık! Keşke bu saçmalıklara ayırdığımız aklımızı, vaktimizi daha faydalı işlere ayırsaydık. Bambaşka olurdu herşey. Evet arkadaşlar 46 metrekare evde çiçek gibi yaşıyoruz 2 kişi. Toplasan 10 kalem büyük eşyamız yok. İhtiyaç var mı? O da yok. İkinci el kullanmayı öğrendim. Sokaktan “ihtiyacı olan alsın” diye bırakılan eşyaları alıp restore etmeyi, kullanmayı, kendi fazlalıklarımı sokağa bırakmayı öğrendim. (Ayyy daha neler, biri fizyoterapist, biri mühendis sokaktan eşya topluyorlar! 🙂 )

Üretmeyi öğrendim sonra, maydanozu, naneyi demet almayıp saksıyla almayı, saksıdan ne kadar toplasam fayda diye düşünmeyi, bitki yetiştirmeyi, örgü örmeyi, kendi gübremi kendim yapmayı… Ellerimin hasta bakmaktan başka işlere de yaradığını öğrendim.

Gidersiz ıslak zemin nasıl temizlenir onu öğrendim, 1 litre su bulamadığı için ölen çocukları düşünmeyi öğrendim. Elektrik, ısınma tüketimini azaltmak, doğayı korumak için neler yapabilirim, bir birey olarak bunları öğrendim, hala da öğrenmeye devam ediyorum.

Yeni tanıştığın birine işini sormamayı öğrendim sonra, bunun ayıp olduğunu, kendi işini böbürlene böbürlene “Merhaba ben Dilan, uzman fizyoterapistim!” dememeyi, bunu söylemekten utanmayı öğrendim.

Gardırop azaltmayı öğrendim. İnsanların işi, konumu ne olursa olsun basit bir tişört ve kotla gezebildiğini, kadınların süs objesi olmadığını, makyajsız, rahat kıyafetlerle, sırt çantalarıyla da güzel ve güçlü olduklarını öğrendim. “Ye kürküm ye!”nin iyi bir şey olmadığını Nasrettin Hoca’dan değil, Almanya’dan öğrendim, ne acı…

İnsan canının kıymetini öğrendim. Bayağı maddi candan bahsediyorum. Elin taşa değse iş verenlerin sorumluluklarını, önlemlerini. Sağlık sisteminin nasıl tıkır tıkır işlediğini. Eğitimin ücretsiz ve eşit ulaşılabilirlikte olduğunu. Devletin halk için var olduğunu! “Halk sağolsun!”u öğrendim.

Temiz hava ve içilebilir çeşme suyunun insani bir hak olduğunu, bunlara sahip olmanın önemini ve talep etmenin gerekliliğini öğrendim. Dünyaya araba üreten bir ülkenin sokaklarında neden araba yerine bisiklet olduğunu, toplu taşımanın önemini ve varlığında nasıl şahsi araca ihtiyaç duyulmayacağını öğrendim. Gürültü ve hava kirliliğinin insan ömrünü nasıl azalttığını, insanı nasıl mutsuz ettiğini öğrendim.

Yeşili öğrendim sonra… 🙂 Binaların dev yeşil ağaçlar arasında kayboluşunu, huzur dolu parkları, sokakları. Her şeyin lüks rezidanslar olmadığını, 100 yıllık eski bir Alman evinde yaşamanın mutluluğunu, betonun insanı mutlu edemeyeceğini. “Eyyy Almanya, paran mı yok yahu? Hala 150 yıllık evlerde oturuyorsun” 🙂

Çocuklar için en güzel oyuncağın toprak olduğunu öğrendim. Tüm yaz boyunca çıplak ayak gezen o minik ayakların güvenle, sentetik olmayan, sağlam bir şekilde geleceklerine attıkları adımları öğrendim. Birey yetiştirmeyi gördüm (öğrendim demiyorum, henüz bir çocuk yetiştirmedim 🙂 ). Özgüvenli, bağımsız, güçlü bireyler… Yağmurda ıslanmanın bir çocuğu öldürmeyeceğini, ama o yağmurda çocuğu azarlayarak kucaklayıp götürürseniz onun kişiliğinde bir şeyleri öldüreceğinizi. Bir koca tabak yemeği 4 yaşında çocuğun ağzına tıkıştırmanın ona fayda değil zarar olduğunu. Siz dünyaya getirmiş olsanız dahi onların sizin malınız olmadığını. Çocuklara teşekkür etmenin ve rica etmenin, onları da bir birey olarak tanımak olduğunu gözlemledim.

Ve bir kadın olarak sokakta olmanın korkunç bir şey olmadığını öğrendim. Arkama bakmadan yürüyebilirmişim aslında. Metroda, otobüste geç saate kalınca “Bana bakan var mı”, “Peşimde biri var mı” diye düşünmeden de oluyormuş! Karşı cinsin sahip olduğu tüm özgürlükler ve haklar bana da aitmiş esasen. Ama kitabi yazı ile değil “geçekten, sahiden”. Ben de kız arkadaşlarımla dışarıda eğlenip kimsenin sözlü ya da fiziksel tacizine maruz kalmadan istediğim saatte eve dönebilirmişim. Kız kıza çıkılan bir gecede sınırsız, zeminsiz bir had bilmezlikle, eğlencenin baltalandığı, beş dakikada bir masana bir seviyesizin gelip abuk subuk konuştuğu ve nedense(!) kendini hoş ve sevimli zannettiği aptal anılar olmadan da yaşanabiliyormuş. “Bu dünya benimmiş ya, benim de hakkımmış” demeyi öğrendim.

Bu yazı bitmeyecek sevgili blog okurları… 🙂 En iyisi burada sonlandıralım. Ben huzurlarınızda Almanya’ya teşekkür ediyorum. Belki ömrümüzü burada tamamlarız belki başka topraklarda, fakat bu yılı iyi ki yaşadım diyorum. Bana başka bir hayatın mümkün olabileceğini gösterdi. Bu eşsiz deneyim için teşekkürler sevgili Almanya, minnettarım…

Hepimizin bildiği şu meşhur Kızılderili atasözü ile bitirelim mi yazıyı:

“Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde; beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak.”

Çok geçmeden anlarız değil mi, müteahhitlerin diktiği beton yığınlarının karnımızı doyurmayacağını, artık gerçekten bir şeyler üretme vaktinin çoktan geldiğini?

10 Comments

  1. Ayşegül

    13 Ekim 2018 at 20:01

    Çok beğendim ellerine sağlık okurken ne kadar cok özlem duydugum seyler oldugunu farkettim 🙏

    1. dilanonder

      13 Ekim 2018 at 23:30

      Teşekkür ederim kuzum 😘

  2. selvi özturan

    1 Kasım 2018 at 16:05

    ellerinize sağlık, kıymetli bir paylaşım olmuş:)

    1. dilanonder

      4 Kasım 2018 at 21:57

      Teşekkürler 🙂

  3. ertan koç

    2 Kasım 2018 at 16:45

    nefes almakta zorlandığım şu zamanlarda ve lanet ettiğim şu ülkede, okuduğum güzel ve yüreğe dokunan bir paylaşım. tebrikler.

    1. dilanonder

      4 Kasım 2018 at 21:57

      Çok teşekkür ederim.

  4. Özge BB

    14 Mayıs 2019 at 10:07

    Gerçekten gönülden hak veriyorum ve destekliyorum. Senin orada olman ve hayatına güzellikler katman beni de mutlu ediyor. Selamlar.. 👍👍👍

    1. dilanonder

      14 Mayıs 2019 at 11:45

      Çok teşekkür ediyorum Özge’cim. Umarım dünyanın neresinde olursak olalım hepimizi güzel günler bekliyordur.Selamlar…

  5. Kamer

    14 Ağustos 2019 at 17:07

    Muhteşem bir yazı…

    1. dilanonder

      14 Ağustos 2019 at 23:39

      çok teşekkür ederim 🙂

Leave a Reply

Lütfen "Almanya'ya nasıl gelebilirim?" gibi yardımcı olamayacağım genel sorular veya
denklik, vize, ev bulma gibi zaten bahsettiğim konularda soru sormadan önce diğer yazıları kontrol ediniz.
Yardımcı olmaya çalışıyorum ancak cevabını 2 dakikanızı ayırarak bulabileceğiniz sorulara yanıt veremeyebilirim.