Almanya size gül bahçesi vadetmiyor!

Öncellikle belirtmek istiyorum ki bu yazı tamamıyla iyi niyetlerle yazıldı. Niyetim durumu daha anlaşılır kılıp, burada sizi neyin beklediğine hazırlamak. Eğer kendinizi bu büyük değişime hazırlamadıysanız ciddi bir depresyon sizi bekliyor olabilir, ki büyük olasılıkla olacaktır. Burada çok sayıda bizler gibi yurt dışından taşınan arkadaşlarla tanıştım. Görüyorum ki en büyük sıkıntıyı biz Türkler yaşıyoruz. Şimdi burada uzun uzun bunun sosyolojik zeminini tartışmak istemiyorum ama; gerek iç içe aile kültürü, gerek bağımsız birey olmayı başaramama, gerek öz güven problemi, artık adına ne derseniz deyin bazı sebepler bu yurt dışında yaşama olayını kabusa dönüştürebiliyor.

Ne diyor Vizontele’de belediye başkanı Nazmi: “İnsan memleketini niye sever? Başka çaresi yoktur da ondan. Ama biz biliriz ki, bir yerde mutlu mesut olmanın ilk şartı orayı sevmektir. Burayı seversen, burası Dünya’nın en güzel yeridir. Ama Dünya’nın en güzel yerini sevmezsen, orası Dünya’nın en güzel yeri değildir”. Almanya’yı sevemezseniz burası cehenneme dönüşebilir. Peki nasıl seveceğiz? Bu, o kadar kişisel bir soru ki. Herkes kendi içinde değerlendirmeli, tartmalı.

Örneğin kendi deneyimlerime ve duyduklarıma göre açıkça söyleyebilirim ki, Alman bir arkadaş edinmek oldukça zor. Evet çok kibarlar, kendi ülkemin insanlarında görmediğim kadar kibar… Herkes birbirine “günaydın” diyor, “iyi akşamlar” diyor, olur olmadık teşekkür ediyor ve özür diliyor. Sorunlarınıza yardımcı olmaya çalışıyorlar ve hep gülümsüyorlar. Ama Alman bir arkadaş edinmek hiç kolay değil. Genelde hep görünmez bir duvarları var. Öyle ben çat kapı komşuma gitmeli bir kahve içmeliyim, kafam bozulursa arkadaşıma gidip bir tur ağlayıp iç dökmeliyim, ilişkimin olmadık ayrıntılarını kankama anlatıp dertleşmeliyim vs yok. Almanlar duygularını aşırı ifade etmekten kaçınan bir millet, pozitif ya da negatif fark etmez. Yani bize göre soğuk ve donuklar. “Ruhsuz” ya da “samimiyetsiz” de bulabilirsiniz. Ya da kim bilir, belki onlar da bizi “gereğinden fazla samimi” buluyorlardır.

Burada her işinizi kendiniz yapacaksınız, lütfen buna hazırlıklı gelin . Eğer çok çok iyi paralı bir iş bulmadıysanız, hizmet sektörüne ulaşmak çok zor ve pahalı. Yani IKEA’dan tek tek eşya toplayıp günlerce evde onu montajlayacaksınız, evinizi kendiniz temizleyeceksiniz (Türkiye’deki canım ablalar burada yok), duvarlarınızı kendiniz boyayacaksınız, toplu taşıma kullanacaksınız (ehliyetler 6 ay sonra geçersiz ve yeni ehliyet almak da bayağı meşakkatli), yemeğinizi evde pişireceksiniz, çocuğunuza bakacak dede-nine olmayacak, Almanca öğreneceksiniz (ki en zor basamak bence). Eğer diplomanızın burada denkliği yoksa bayağı bayağı işsizsiniz ve bir süre vasıfsız elemansınız.

Bir diğer önemli konu, çift olarak gelenler için: Şunu söyleyebilirim ki ilişkinizi büyük bir sınav bekliyor. Hele de çiftlerden biri Türkiye’deki işini bırakıp geldi ve yeni ülkede işsizse. Çalışan eşin hiç değilse iş ortamı var bu da bir nevi sosyal ortam. Evde kalan eşin eğer yeni ortamlara adaptasyonu ve girişkenliği iyi değilse, yeni ülkedeki tek arkadaşı ve tanıdığı kişi eşi olacak demektir. Yani beklentiler, istekler, talepler bir anda boyut değiştirecek.

Fikrimi sorarsanız yurt dışına çıkmak bir kişi tarafından verilecek bir karar değil. Çiftlerin her ikisi de bunu istemeli ve motive olmalı. Aksi halde bir süre sonra işin yön değiştirdiğine şahit oldum (“Ben senin için kariyerimi, ailemi, arkadaşlarımı bıraktım” vs.). Kimse için değil, bunu kendiniz için yapmanızı (ya da yapmamanızı) öneririm.

Bir banka hesabı açtırıp, eve internet bağlatmak bile dünya gündemine dönüşebiliyor. Bürokrasi Almanya’nın can sıkıcı noktalarından biri zaten. Basit bir işlem için bile bilmediğiniz dilde onlarca yazışma ve telefon konuşması yapmak zorunda kalabilir, yine de başarısız olabilirsiniz.

Almanlar ve çılgın kuralları: Kurallara aşık olunan bir ülkeye geldiğinizi asla unutmayın. Gece yarısı gürültü yaparsanız kimse duvara vurmaz, kapınızı direkt polis çalar. Çocuğunuzu okul zamanı izin kağıdı olmadan bir gün önce tatile çıkartırsanız, hava alanında polis tarafından gözaltına alınabilirsiniz. Oyun parkında oynayan sevimli çocukların fotoğrafını çekmeye çalışırsanız polise şikayet edilebilir, en iyi ihtimalle sert bir dille azarlanıp telefonunuzu kontrol edilmek üzere vermek zorunda kalabilirsiniz.

Peki, gelmeden önce size ne öneriyorum:

  • Öğrenebildiğiniz kadar Almanca öğrenin. Az çok demeyin, ne öğrenseniz kar. Sadece kelime bilgisi bile ilk etapta iş görür.
  • Eğer ailenizin evinden çıkıp direkt buraya geliyorsanız; yani Türkiye’de ailenizden uzak, başka bir şehirde hiç yalnız yaşamadıysanız, sizi oldukça zorlu bir süreç bekliyor. İyi bir psikolog bulmanızı öneririm.
  • Alman kültürü ve gelenekleri hakkında edinebildiğiniz kadar “doğru” bilgi edinin. İnternet’teki her bilgi doğru değil ne yazık ki. Kaynaklara dikkat edin.
  • Yeniliklere açık olun. Farklı kültürlere, dinlere, geleneklere toleransınız yoksa yurt dışı iyi bir seçenek olmayabilir sizin için.
  • Şu sıralar pek popüler olan ve sıkça duyduğumuz “konfor alanını terk etmek” nedir, içinde neleri barındırır, iyi araştırın.
  • Tek başınıza olmaktan keyif almayı öğrenin. Kendinize hobiler bulun. Belki bu hobiler sayesinde burada bir çevre edinebilirsiniz.
  • Yurt dışına neden taşınmak istediğinizi ve bunun avantajlarını/dezavantajlarını bir kağıda not alın, sık sık üzerinden geçip düşünün.
  • Lüks hayattan vazgeçmeyi öğrenin. Almanya’da nüfusun çoğu minimalist yaşıyor: Az eşya ile küçük evlerde, ikinci el pazarlarından alış veriş yaparak, toplu taşıma kullanarak. Vakitlerini ve paralarını daha çok gezilere, festivallere, tatillere harcıyorlar. Çoğu emekli yaşına gelmeden dünyanın birçok ülkesini ziyaret etmiş, deneyimlemiş oluyor.
  • Ve son sözüm çocuklu ailelere: Tabii ki karar sizin, çocuk sizin, nasıl isterseniz öyle yetiştirirsiniz. Ama eğer çocuğunuz bu ülkeye, okuluna, arkadaşlarına adapte olsun istiyorsanız Almanların çocuk yetiştirme kültürlerini ve metotlarını biraz öğrenmenizi tavsiye ederim. Çünkü Türkiye ile aralarında kelimenin tam anlamıyla bir uçurum var.

(das Heimweh: Almanca’da “memleket özlemi” anlamına gelmektedir)

5 Comments

  1. Hülya

    5 Mart 2019 at 22:50

    Harikasınız çok güzel bir yazı olmuş

    1. dilanonder

      5 Mart 2019 at 23:07

      Teşekkür ederim 🙂

  2. Nameless

    7 Mart 2019 at 11:42

    İçinde sosyolojik analiz barındıran; analiz yapılırken durumlar ve olaylar müthiş betimlenmiş ve sonuç güzel, faydalı tavsiyelerle bağlanmış değerli bir yazı okudum.

    1. dilanonder

      7 Mart 2019 at 22:12

      Çok teşekkür ediyorum bu etkileyici yorum için 😊

  3. MUSTAFA KEMAL GÜLMEZ

    11 Temmuz 2019 at 14:36

    Merhabalar, teşekkür ederim 🙂
    (Watsaptan paylaş secegide sunulabilir)

Leave a Reply

Lütfen "Almanya'ya nasıl gelebilirim?" gibi yardımcı olamayacağım genel sorular veya
denklik, vize, ev bulma gibi zaten bahsettiğim konularda soru sormadan önce diğer yazıları kontrol ediniz.
Yardımcı olmaya çalışıyorum ancak cevabını 2 dakikanızı ayırarak bulabileceğiniz sorulara yanıt veremeyebilirim.