Neyi korumalı?

Almanya’da yerleşik hayat deneyimi ve yaklaşık 14-15 Avrupa ülkesi gezimden sonra; Anadolu’da var olan hangi alışanlıkları ya da gelenekleri korumalı, hangilerini terk etmeli diye düşünmeye başladım. Belki daha fazlasını fark etmek için daha çok görmem ve araştırmam gereklidir. Zaman geçtikçe eklemeler, düzeltmeler yapılabilir. Ayrıca okuyuculardan ricam lütfen fark ettiğiniz, önem verdiğiniz başka noktalar varsa, yorumlarda paylaşın. Bu yazının biraz sohbet şeklinde olmasını temenni ediyorum.

Avrupa’yı gezerken fark ettiğim ilk şey (birçoğumuz gibi) tabii ki yemek kültürüydü. “Ne kadar da bereketli topraklardan geliyoruz” diye düşünmeden edemiyor insan. Nasıl mükemmel ve eşsiz bir mutfağımız var. Anadolu bir çok yemek kültürünü beraber bulunduruyor, inanılmaz çeşitli ve zengin. Güneydoğu’su ayrı, Ege’si ayrı, Karadeniz’i ayrı… Hele kahvaltılarımız, iddia ediyorum dünyanın hiçbir yerinde üzerine yoktur! Avrupa’ya gelecek olursak: Tam bir rezalet! Gerçekten bu kadar kötü olduğuna inanamıyorum. Evet, İtalya ve İspanya’nın güzel yemekleri var, haklarını yemeyelim. Ama bizim yanımızda o kadar sınırlı kalıyor ki.

Burada birkaç anımdan bahsetmek istiyorum. Bir keresinde Avustralyalı bir arkadaş yemek yaparken beni izliyordu, ki ben mutfakta hiç iyi değilimdir bilen bilir 🙂 Yaptığım sadece pilavdı. Klasik şehriyeli, tereyağlı pirinç pilavı. Kadın şoka girdi. İşin sonunda “Aaa, ben bu kadar vakit harcayamam pilav için, makinası var, koyarsın olur” dedi. Bilenleriniz vardır belki, ben bu yemek pişirme makinalarını ilk defa burada gördüm ve ondan çıkan yemekleri de ilk burada tattım. Gerçekten çok kötü, inanılmaz lezzetsiz. Pilavları lapa gibi, çorbaları korkunç. Yağsız, salçasız, tuzsuz. Bir defasında da Alman bir arkadaşı eve yemeğe çağırdık. En beceriksiz halimle basit bir tavuklu yemek, pilav, çorba ve salata yaptım. Bütün tabağını süpürdü ve ben daha sormadan “Biraz daha alabilir miyim mutfaktan” dedi . Gidip aldı ve bitirdikten sonra “İnanılmazdı, çok beğendim. Her gün böyle şeyler mi yiyorsunuz gerçekten, çünkü bu kutlama yemeği gibiydi!” dedi. O sırada içimden diyorum ki “sen bir de benim annemin masasına otur”. İçli köfteler, dolmalar, börekler, tatlılar… Ama onu da anlıyorum, çok şaşırdı çünkü akşamları genelde ekmek arası birşeyler yiyorlar. Bu demek değil ki her gün sandviç yiyorlar, elbette yemek pişiriyorlar ama bizim gibi günlük sıcak ev yemeği onlar için ütopik sanırım. Bir de biz mesela ana yemek , pilav, çorba ,salata, bazen tatlı kombinasyonu yaparız sofraya. Onlar genelde bir ana yemek pişirip ekmekle kombine ediyorlar 🙂

Lafın özü, rica ediyorum sizlere annelerimizden, babalarımızdan, büyükanne, büyükbabalarımızdan bize kalan bu mükemmel tarifleri koruyalım, sımsıkı sarılalım. Bu inanılmaz bir kültür. Kahrolsun “fast food”, yaşasın Anadolu mutfağı! 🙂

Şimdi sırada “Turkish bath” var. Hamam, gözünü sevdiğimin Hamamı. Herkes sevmeyebilir ama benim vazgeçilmezlerimdendi. “dendi” diyorum çünkü burada Türk hamamı diye açtıkları sınırlı sayıda mekan inanılmaz pahalı ve Türkiye’ye kıyasla çok vasat. O ne keyiftir, o ne huzurdur. Hele bir de tarihi bir hamam bulduysanız, o muhteşem kubbesini göbek taşının üzerinde sırt üstü yatarken izler, tarihte yolculuk edersiniz. Natır ya da tellak gelir sizi tüm kirlerinizden arındırır, üzerine sabun köpüğü ile masajınızı yapar. Tüm bu mükemmel hizmetten sonra arkadaşlarınızla mis gibi türk kahvenizi içer, ayaklarınızı uzatırsınız, olmadı üzerine fal bakarsınız birbirinize 🙂 Dünyaca ünlü olan bir Anadolu mirası: “Hamam”. Ne yapıp etmeli varlığını devam ettirmeliyiz, tadını çıkarmalıyız. İşin bir de sosyalleşme boyutu var. Bir çeşit toplanma günü, saatidir hamam. Sohbetler edilir orda, arkadaşlar görülür. Huzur dolunur huzur 🙂

Hep sen mi ağladın, hep sen mi yandın?
Bende gülemedim; Yalan Dünyada.
Sen beni gönlümce mutlu mu sandın?
Ömrümü boş yere çalan Dünyada.
Ah yalan Dünyada, yalan Dünyada,
Yalandan yüzüme, gülen Dünyada…

Ahh Neşet Baba…
Türk Halk Müziği, enstrümanları… Saz, bağlama, zurna, davul, def, tulum, kemençe… Dünyanın her yerinde yaşayabilir insan, ama aynı türküyü dinlerken “of” çekmek çok özel bir paylaşımdır. Ve eksikliğini asla başka topraklardan biriyle dolduramazsınız.
Ve sevgili Ruhi Su:

Seni seven oğlan neylesin malı
Yumdukça gözünden döker mercanı
Burnu fındık ağzı kahve fincanı
Şeker mi şerbet mi bal Acem kızı…

Ben dünyadaki hiçbir türküyü dinlerken “Acem kızı”nı dinlerken hissettiğimi hissedemem. Türküler bizim tarihimiz, türküler bizim toprağımız, türküler bizim sevdamız. Yaşatmak boynumuzun borcudur.

Bir röportajında der ki Yaşar Kemal:

İnsan ancak kendi topraklarını yazabilir. Sayısız dil öğrenebilir ve o dillerde romanlar, şiirler, denemeler okuyabilirsiniz. Ama hangisi size:

“İnsanlık öldü mü?” dedim
“Yok”, dedi, “Ölmedi, ölmedi ama bir yerlerde sıkıştı kaldı herhalde”.
Nerede kaldı acaba?
Mahmut’un yüzü bir an sevinç ışığında şakıdı. İnsanlık belki Mahmut’un bu ağız dolusu gülücüğünde, yürek dolusu sevincindedir, kim bilir. “Belki kuşlar da gitti” dedi Mahmut.
Sonra hiç konuşmadık. Kuşlar da gitti, kuşlarla birlikte de… Ne olacak, kuşlar da gitti.

bu satırların hissettiğini hissettirir ki…

Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Necati Cumali, Sabahattin Ali, Ahmed Arif, Nazım Hikmet…

Çukurovam,
Kundağımız, kefen bezimiz
Kanı esmer, yüzü ak.
Sıcağında sabır taşları çatlar,
Çatlamaz ırgadın yüreği.
Dilerse buluttan ak,
Köpükten yumuşak verir pamuğu.
Külhan, kavgacıdır delikanlısı,
Ünlü mahpusanelerinde Anadolumun
En çok Çukurovalılar mahpustur,
Dostuna yarasını gösterir gibi,
Bir salkım söğüde su verir gibi,
Öyle içten
Öyle derin,
Türkü söylemek, küfretmek,
Çukurova yiğidine mahsustur…

(Ahmed Arif)

İnsana kalmış en iyi mirastır topraklarının edebiyatı, miras da bırakmayı bilmeliyiz bizden sonrakilere.

Bu aralar çokça ağzıma takılmış bir sözle devam etmek istiyorum. “Haydi bir çay içelim, haydi bir halay çekelim” 🙂 Türk halk oyunları başka bir miras bizlere. Üniversite yıllarımda Kürt arkadaşlarımla bolca türkü barlara gitmişliğim vardır. Sağ olsunlar bana iyi halay nasıl çekilir öğrettiler 🙂 Böyle bir keyif yok dünyada. Birlikte olmanın, omuz omuza olmanın, eğlenmenin, kardeş olmanın, arkadaş olmanın keyfi. Sonra o döne döne oynadığımız meşhur Adana çiftetellimiz 🙂 Bana sorarsanız dans bir çeşit terapi, sanıyorum bununla ilgili son zamanlarda bolca akademik çalışmalar da yapılıyor.

Çay içelim arkadaşlar, çay iyidir, halay da çekelim. Bu dansları yıllar boyunca gelen kültürümüz yarattı, hepsinin bir arka zemini, yaşayan bir öyküsü var. Hepsi bize mutlu olmanın, biz olmanın sinyallerini veriyor.

Son olarak ben imece’den de bahsetmek istiyorum. Buralarda pek gözlemleyemediğim bir geleneğimiz. Esasen son 10 senede Ankara’da da pek görememiştim ne yazık ki. Ama size biraz bizim Çukurova’dan bahsedebilirim. Hep anımsarken yüzümün güldüğü topraklar…

Örneğin yufka ekmek yapılırdı bizim oralarda. Bu iş zordur, bilenleriniz vardır. İmeceyle yapılır. Bu hafta bizim evin ekmeği yapıldıysa, haftaya karşı komşununki yapılır. Kadınlar toplanır, en iyi hamur yoğuran o işi yapar, iyi pişirenler ateşin başına, incecik yırtmadan açanlar ekmek tahtalarına oturur. Bir solukta iş biter, arkasına ateşte yağlı ballı yapılır, çay demlenir, sohbetler edilirken biraz soluklanılır. Gelen komşular bilir ki ekmeği bittiğinde tüm mahalle de ona koşacaktır. Bütün bu yardımlaşma her işte geçerlidir. Salça yaparken, bulgur kaynatırken, konserve zamanı, pekmez çıkarırken, nar ekşisi yaparken, mantı dökerken… Birlikten güç doğar. Güç ve umut…

Not 1: Bir ara terk etmemiz gerekenleri de yazmayı planlıyorum. 🙂
Not 2: Yorumlara yazacağınız güzel eklemeleri, merakla bekliyorum (horon hikayesi olabilir mesela 🙂 ).

 

 

 

2 Comments

  1. Elif Öztürk

    28 Ağustos 2019 at 14:14

    Yüreğine, kalemine sağlık..

    1. dilanonder

      29 Ağustos 2019 at 11:36

      Çok teşekkür ederim 🙏

Leave a Reply

Lütfen "Almanya'ya nasıl gelebilirim?" gibi yardımcı olamayacağım genel sorular veya
denklik, vize, ev bulma gibi zaten bahsettiğim konularda soru sormadan önce diğer yazıları kontrol ediniz.
Yardımcı olmaya çalışıyorum ancak cevabını 2 dakikanızı ayırarak bulabileceğiniz sorulara yanıt veremeyebilirim.