Almanya’dan röportajlar: 2

 

– Mehtap’cım merhabalar! Ne güzel oldu, bugün temiz havada sohbet edebeliceğiz. Biraz bana kendinden bahseder misin?

Ankara’lıyım, 34 yaşındayım. 2011 yılında ODTÜ Gıda Mühendisliği’nden mezun oldum. 2012-2014 yılları arasında Fransa’da kendi alanımda master yaptım. Şu anda Mars’da global kalite yöneticisi olarak çalışıyorum.

– Doğma büyüme Ankara yani? 🙂

Aynen, 21 yaşıma kadar Ankara’daydım 🙂 İlk olarak Hollanda’ya Erasmus yapmak için çıktım, çıkış o çıkış.

-Ya bunu da çokça duyuyorum. Üniversitede Erasmus yapanlar daha çok yurtdışına gitme odaklı oluyor, değil mi?

Aynen, bir kere o hevesi alınca insan yine istiyor 🙂

– Harika 🙂 Biraz daha okul hayatından bahsedelim mi?

Dediğim gibi, ODTÜ de okurken Hollanda’da Erasmus’um var. Daha sonra master’a başlamadan bir yıl Almanya’da stajım var. Daha sonra da Fransa’da master eğitimi.

– Peki bu Almanya’daki stajı nasıl ayarladın?

Hollanda’da Erasmus yaparken Almanya’daki şirketin adını duymuştum. Bayağı ünlü bir yerdi. Başvurup şansımı denemek istedim. Onlar da kabul etti. Sanırım bu Erasmus yaptığım Hollanda’daki okuldan çok başvuru varmış, hemen kabul ettiler.

-1 yıllığına geldin ve Almanya’da staja başladın. Peki buraya geldiğinde kalacak yer vs. kim halletti bu işleri?

Staj yaptığım yer bana ayarladı. Çok küçük bir ücret karşılığı kaldık staj yaptığım şirketin konuk evinde. 4-5 stajer beraber kaldık. Ve kendime yetecek kadar bir maaş verildi.

– Stajın bittikten sonra Türkiye’ye döndün. Ve sonra?

Staj için gelince Türkiye ile olan sistem farklılığını görüyorsun. 1 yıl hazırlıkla beraber 4 yıl lisans, 5 yıl ODTÜ’de okumuşum. Ama lisans mezunuyum neticede ve bu çok değersiz bir şey. Burda genellikle 3 sene lisans ve üzerine 2 yıl daha okuyup yüksek lisans mezunu oluyorlar. “Diplom ingenieur” dedikleri bir ünvanla mezun oluyorlar. Belki bunu “yüksek mühendis” diye çevirebiliriz, ve kıymetli olan bu aslında Almanya’da.

-Peki değeri yok derken ne kast ediyorsun? İmza yetkisi vs mi?

Hayır hayır. Yasal zeminde bir sorundan daha çok, kalifiye olmakla ilgili. Seni değil de onları seçiyorlar basitçe. Eee, ben de tüm bunları gözlemleyince master yapmam gerekli diye düşündüm. Ayrıca iş hayatına da tam hazır hissetmedim, biraz daha okumak istedim açıkçası.

İlk olarak Almanya’da baktım, ama burs bulmak çok zorladı. Master’ı Erasmus Mundus programı bünyesinde ayarlamaya çalışıyordum. O zamanlar yeni bir programdı ve bursluydu. Bunun üzerinden gitmek istedim ki, okumak için param olsun:)

– Yani aslında finansal olarak tamamen burslarla eğitimini tamamladın?

Aynen öyle. Ne yazık ki aileden destek alabilecek imkanım yoktu. O yüzden hep kendi ayarladığım burslarla tamamladım. Böylece Fransa’da master yaptığım süreçte çalışmama gerek kalmadı, burs bana yetti. Açıkçası ben bu programı herkese öneriyorum. Sayesinde diplomam Fransa’daki üniversiteden oldu ve burada master yaparken sürekli beni başka üniversitelere yolladılar. Örneğin ben ikinci dönem Dublin’deydim, son dönem İtalya’daydım. Hem okudum hem gezdim yani 🙂

– Harikaymış ya, bayıldım gerçekten. Ve bütün bunları İngilizce ile yaptın. Yani Fransızca, İtalyanca vs beklenmedi?

Evet, hep İngilizce çalıştım. Tabii günlük dil için ne kadar öğrenmem gerekiyorsa onu öğrendim. Market, eczane vs.

– Sonra bu da bitti?

2014 yılında bu da bitti, evet 🙂 Sonra Almanya’da Mars’ın bir genel merkezi var, köpek ve kedi maması üretiyorlar. Bremen yakınlarında Verden diye bir yerleşkede. Orada bir arkadaşım vardı ODTÜ’den, onun referansı ile master’ımın son döneminde İtalya’da iken başvurumu yaptım. Hatta başvuru dönemimde vizem bittiği için Türkiye’ye dönmek zorunda kaldım ve mülakata katılamadım. Şirket beni biraz beklemeyi kabul etti. Ben de bu Avrupa Birliği içerisinden master diplomam olduğu için, 3 aylık iş arama vizesine başvurdum. Aslında bu vizeyi Almanya veriyor. O da şöyle oluyor: Almanya’dan, ya da Almanya’nın tanıdığı bazı okullardan mezunsanız, iş arama vizesiyle Almanya’ya gelebiliyorsunuz.

-Biz bu okulları nerden bulacağız Mehtap? Liste vs var mı?

Vize başvuru sayfasında üniversitelerin listesi var. Açıkçası o listeyi çok umursadıklarını sanmıyorum. Master diplomanızla iş arama vizesine başvuru yapabilirsiniz bence. Genelde veriliyor. Vizeyi aldım ve mülakata geldim, mülakat da iyi geçti ve 2015 Şubat’ta Almanya’da işe başladım.

-Neyle geldin peki. Blue Card mı, normal çalışma vizesi mi?

Normal çalışma vizesi ile geldim. Mars bana çok yardımcı oldu, çalışmak için gerekli izni vs alıp bana yolladılar. Onlarla vizeye başvurdum. Bir kaç ay sonra geldi. Ben de tası tarağı toplayıp Verden’e taşındım ve orada 1.5 sene çalıştım. Orada da şimdiki eşimle tanıştım. O da Mars’da çalışıyordu ve onu görevli olarak Fransa’ya yolladılar. Öyle olunca ben de Fransa’da iş iştedim. Fransa’da hayvan mamasında bulamadık, ama sakız üretiminde bulduk. Beni de Fransaya yolladılar sağ olsunlar. Bir süre de orda çalıştık. Daha sonra eşim tekrar Hamburg’da bir iş buldu. Benim de işim çok fazla seyahat üzerine olunca, ben de tekrar Almaya’ya döndüm ve uzaktan Fransa’daki firmaya bağlı olarak çalışmaya başladım. Müdürüm de çok anlayışlı bir insandı ve bu Hamburg’dan çalışma olayını kabul etti.

– Az çok süreci anladık. Peki, gıda mühendisisin, ama tam olarak hangi alanında çalıştığını anlatır mısın?

Gıda mühendisleri genelde üretimde çalışırlar. Kalite denetleme ya da AR-GE’sini yapabilirler. Ben kalite denetimi yapıyorum. Yani Mars’a ürün satan firmaları denetlemeye gidiyorum.

-Peki neden bu alandasın? Master eğitimin bu alanda mıydı?

Aslında master eğitimim AR-GE üzerineydi, ama karşıma bu iş çıktı. Çok da severek yapabileceğim bir iş oldu.

-Peki en başa dönersek, gıda mühendisliği bile isteye okuduğun bir bölüm müydü?

Ya aslında kaderimde varmış 🙂 Çevremden biraz karşı çıkıldı: Mühendislikte gıda pek beğenilmez, ayrıca ODTÜ’de okumak zor vs. diye. Ama benim kalbimden çok geçti ve oldu. Zevkle de okudum.

– Peki ODTÜ’lü olmak nasıl? 🙂

Çok güzel bir şey gerçekten. Çok severek okudum, çok güzel yıllarım geçti. Ama ne yazık ki gıda mühendisliği Türkiye’de çok değer gören bir meslek değil.

– Biraz da buralardan konuşalım mı? Yurt dışı kararının bir ayağı da bu mu mesela?

Kesinlikle öyle. Türkiye de işimin değeri çok az, yapabileceklerin çok az.

-Aslında senin Türkiye’de bir iş deneyimin yok, ama stajların ve orada çalışan arkadaşların var. Belki bize Türkiye’de gıda mühendisi olmakla Almanya’da olmayı biraz karşılaştırabilirsin?

Tabii. Türkiye’nin genel koşulları, yılda 14 gün tatili vs düşününce Almanya ve Fransa oldukça avantajlı konuma geliyor. Örneğin benim 25+12 gün yıllık iznim var. Bu 12 Fransa’da olan bir sistem.Eğer beyaz yaka kontratın varsa 12 gün fazladan iznin oluyor. Benim işimde pek mesai kavramı da olmuyor. Sürekli seyahat edip denetlemeye gittiğim için biraz daha farklı durum. Ama tabii tüm bu seyahat masrafları vs şirket tarafından karşılanıyor. Fransa’da içilen o çılgın şarapları dahi şirket ödüyor 🙂

Maaş farkını çok söylemeye gerek yok herhalde artık, Euro/TL hesabı herkesi üzüyor.

-Bu yazıyı okuyacak meslektaşların için, bize bir maaş aralığı vermen mümkün mü? Tabii ki senin maaşını sormuyorum. Sadece alt/üst limit gibi?

Fransa için yıllık brüt 50-70 bin Euro arası diyebiliriz sanırım. Almanya biraz daha yüksek, 60-80 bin Euro diyebiliriz. Tecrübe vs tabii ki etkiler.

-Peki, farklardan devam edelim?

Saygınlık bence yine çok ciddi bir fark. Seçkin bir firmada çalışmak da avantaj, ancak genel tablo da bu: Kendini değerli hissediyorsun. İş yerinde karar verme yetkisi de buna dahil. Hem yöneticilerin hakikaten sana güveniyor, hem de örneğin (benim kalite kontrolde olduğum düşünülürse) “bu iş olmayacak” dediğim bir şeyi oldurulmaya asla çalışılmadı. Kararlarıma saygı duyuldu, işime güvenildi. Karlılık hesabı yapılmadı, susturulmaya çalışılmadı. Uzmana güveni sonuna kadar hissediyorsun.

Son olarak “zengin çevre” diyebilirim. Dünyanın her yerinden gelen rengarenk bir sosyal çevren olabiliyor.

-İşe alınmanla illgili biraz daha ayrıntı öğrenebilir miyim? Başvuru yapacak arkadaşlara rehber olması açısından?

Stepstone, Monster, Xing gibi iş arama sitelerinden ve bazı büyük firmaların direkt web sayfalarından da ilanlar takip edilebilir. Ya da CV yollayabilirsiniz. Onlar sizi havuza atabiliyor ve uygun bir iş olanağı çıkınca size dönebiliyorlar. Ben CV’mi yolladım, sonra beni Skype mülakatına aldılar. Zaten arkadaşımın referansı da vardı, ve o akadaşımın yanına gezmeye geldiğimde şirkete uğrayıp kendimi tanıtma fırsatım olmuştu. Hepsi olumlu geçince son olarak bir değerlendirme toplantısına katıldım. 3 saatlik bir mülakat yapıldı. Karşımda beni işe alacak takımın müdürü, insan kaynaklarından bir müdür, iki tane de ayrıca bizim müdüre rehberlik yapıp fikir verecek başka departmanlardan müdürler vardı. İlk saatinde bana bir olgu verdiler ve “bu durumla nasıl başa çıkarsın” üzerinden konuştuk. Bununla ilgili bir sunum yaptım. İkinci saate de kendimi tanıtma sunumu. Bunun içerisinde en büyük başarın, iyi olduğun, kendinle gurur duyduğun durumları vs. anlatıyorsun. Sonuncu saat diliminde de soru-cevap tarzı mülakat oldu ve görüşme tamamlandı. Sonrasında beni beğendikleri için bir maaş teklifi yaptılar. Ben kabul edince de kontrat yapıldı ve vize işlemlerine başladım. Geldikten sonra da standart “6 aylık deneme süresi”nin ardından tekrar bir mini mülakat. Yola devam dedik ve kalıcı sözleşme imzaladık.

-Peki sen tüm bu süreçleri İngilizce ile hallettin. Bu hep böyle mi, yoksa Mars çok büyük bir şirket diye mi İngilizce yetti?

Mars büyük bir şirket tabii, ama gıda sektörünün çoğu Amerika’lı. Dolayısıyla dil beklentisi çoğunlukla İngilizce. Ama tabii iş bulma şansını arttırmak için gelmeyi planladığınız ülkenin yerel dilini öğrenmek çok işe yarar. Özellikle Fransa’da, Paris dışında Fransızca bilmeden iş bulmak inanılmaz zor.

-Türkiye’deki Avrupa’ya gelme hayali kuran meslektaşlarına ne önerirsin Mehtap?

Öncelikle yurtdışında staj yapsınlar. Çünkü staj olmadan iş bulmak çok zor. Okulu bir sene dondurup gelsinler. Bu kesinlikle gelecekleri için uğraşmaya değer. Bunu okul bitmeden yapmaları lazım, çünkü bir üniversiteye bağlı değillerse staja gelemezler.

İkinci olarak dil konusu: İngilizce’yi saymıyorum artık, onu zaten çok iyi bilsinler. Ayrıca Almanya için Almanca öğenmeye de muhakkak başlasınlar. Kültürün dilini öğrenmek çok önemli.

Ayrıca muhakkak kendilerine bir hobi bulup sıkı sıkı sarılsınlar.

– Ya harika bir yere değindin, ben de bunun üzerine yazmak istiyordum. Lütfen daha da açar mısın?

Tabii. Hobi, Almanya ve Avrupa için çevre edinmenin en önemli basamağı demek. Burada yaşayan her insanın bir hobisi var ve çevreleri bununla oluşuyor. Örneğin ben burda yelken yapıyorum, eşim de yelken yapıyor. Bir keresinde kendi müdürü ile aynı tekneye düştüler. Kiminle tanışacağın hiç belli olmuyor.

– Ya enterasan şekilde, iş görüşmelerinde bu hobi işi de konuşuluyor değil mi?

Tabii. Aslında bu sizin disiplinli bir şekilde bir şeyi öğrenebilmenizi, kararlılığınızı, ne kadar kendi kendinize vakit geçirebileceğinizi gösteriyor. Bu da adaptasyon için önemli. Bence bir hobi de yetmez, ikinci hobi bile olsun. Ben “keşke” diyorum, mesela ODTÜ’nün tenis klübü çok iyiydi, onu da öğrenseydim.

Ve de Avrupa kültürü nedir bunu biraz öğrensinler. Yani, burada bir insanla muhabbet etmek için bir ya da iki şansınız oluyor zaten. O muhabbetin de güzel geçmesi için biraz kültüre hakim olmak gerekiyor.

– Zaten arkadaş edinmek çok zor burda, Almanları kast ediyorum.

Ben çok iyi anlıyorum aslında ve beğeniyorum. Çünkü biz Türkiye’de boş zamanlarımızda sadece arkadaşlarla muhabbet ediyoruz. Yeri geliyor insanlar sırf yalnız kalmamak için hoşlanmadığı insanlarla bile takılıyor. Bunu burda asla görmezsin. Almanya’da insanların hobisi var, kendi kendilerine keyif aladıkları zamanları var. Sana vakit ayırması demek, sevdiği hobisini yapacağı zamanını sana vermesi demek. Dolayısıyla gerçekten kaliteli vakit geçirip keyifli sohbet edebiliyorsan insanlar sana ikinci kere vakit ayırıyor.

-Çok güzel açıkladın, Mehtap. Sana vakit ayırması için buna değmesi lazım. O kendi kendilerine yetebilen, regüle olan hallerine bayılıyorum. Biz toplum olarak bu konuda ciddi sıkıntı yaşıyoruz.

Tabii. Çocuklarına bunu küçükten veriyorlar. Kendi kendine vakit geçirebilmeyi, “bir şey nasıl öğrenilir”in yolunu göstermeyi, kendine yetebilmeyi öğretiyorlar.

– Bu da bizim başka bir sohbet konumuz olsun; Alman çocukları ve Türk çocukları gibi. İnanılmaz keyif aldım, çok teşekkür ediyorum. Zamanına ve emeğine sağlık. Var mı eklemek istediğin bir şey?

Ben de inanılmaz keyif aldım, çok teşekkür ederim 🙂 Umarım yardımcı oluruz birilerine. Sevgiler…

Leave a Reply

Lütfen "Almanya'ya nasıl gelebilirim?" gibi yardımcı olamayacağım genel sorular veya
denklik, vize, ev bulma gibi zaten bahsettiğim konularda soru sormadan önce diğer yazıları kontrol ediniz.
Yardımcı olmaya çalışıyorum ancak cevabını 2 dakikanızı ayırarak bulabileceğiniz sorulara yanıt veremeyebilirim.